cangalabazhâne

yedinisan

dündü. on sekize kırk beş vardı. yeter, ben seni idare ederim, evine git, dinlen artık! diye kızdı faruk. pek çok sevindim, evime gittim. saat çift haneli herhangi bir sayı, hava karanlık değildi. ertesi güne başlamam için altı saatten fazla vaktim vardı. yemeğimi yavaş yavaş yedim, televizyon bile seyrettim. fazla uyku ne demekti, hafızamı tazeledim.

akşama

çoğunlukla akşamları, şişhane’den unkapanı’na doğru ilerlerken oluyor; virgüllerin, kelimelerin yerlerini tekrar tekrar kontrol edip ezberliyorum tüm cümleleri. bu sefer olucak!, diyerek akşam şarkımı dinlemeye koyuluyorum sonra. derken apartman kapısını açıyor buluyorum kendimi, işte tam orada, anahtar kilidin içinde çıkırt ederken, uzun zamandır kilit altında tutmuşum gibi uçuyor hepsi.